Soma’nın ardından

2014
06.22

Soma faciasında ölen işçilerin bugün 40′ı çıktı ama sorumlulardan ses çıkmadı. Çıkacağa da benzemiyor. Hatta öyle ki Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay yayın yasağının amacına ulaştığını ve soruşturmanın ‘iyi’ gittiğini söyledi.

Geçen 40 günlük sürede 3 günlük ulusal yas ilan edildi hatta yetmedi 19 Mayıs törenleri iptal edildi, sayısı dahi kesin olarak bilinmeyen ölen işçilerin çocukları karnelerini aldı, 20 milyon TL’nin üzerinde bağış toplandı, (benim bildiğim kadarıyla) 5 kişi tutuklandı, cinayetin asıl failleri aklandı, iş güvenliği ve sosyal güvenlik politikaları sorgulanmadı, sorumlu olan herkes topu birbirine attı ve bir kişi dahi istifa etmedi, maden işçiliğinin fıtratında ölüm olduğu ilan edildi, herkes sustu, vicdanlar da sustu galiba. Özetle #‎SomanınArdından‬

Ölen kişi sayısı bilinmiyor,
Facianın asıl nedeni bilinmiyor,
Devam eden yangın sönsün diye üzerine küllü su dökülerek kapatıldığı iddia edilen madene ve içinde kalanlara ne oldu bilinmiyor,
Bağış olarak toplanan 20 milyon TL’ye ne oldu bilinmiyor,
Mağdur ailelerin son durumu ve onlara ne olacağı bilinmiyor,
Böyle bir facianın bir daha yaşanmaması için bir şeyler yapılıp yapılamayacağı bilinmiyor.

Bu kadar bilinmezliğin içerisinde kendi adıma söyleyebileceğim tek bir şey var: Çok utanıyorum. #‎SomayıUnutma‬

Bugün farklı bir pencereden baktım dünyaya, göremedim!

2014
02.05

‘Karanlıkta Diyalog’ sergisine gittim bugün. Sergi demek de garip geliyor bana aslında. Sergiden öte çok farklı bir deneyim.

Karanlıkta 8 kişilik bir grup ile 1,5 saat boyunca gündelik hayatta yaptığımız sıradan şeyleri yaptık. Ama bu sefer hiçbir şey görmeden. Rehberimiz ise İlhan abi idi. Kendisi görme engelli. Ama hani derler ya, kalbi ile görenlerden işte. Onun rehberliğinde ormanda yürüdük, köprüden geçtik, vapura bindik, pazardan meyve seçtik, oturacak bank bulduk, atm’den para çekmeye çalıştık, İstiklal caddesinde yürüdük, tramvaya binip şarkı söyledik, Braille alfabesine (görme engelliler için) dokunduk, karanlıkta yazı yazmaya çalıştık (fotoğraftaki yazılar sergiden kalma hatıra), film izledik, çay içtik, renklerden konuştuk…

Aklımda kalanlar bunlar. Aslında çok basit şeyler gibi geliyor kulağa ama görmeden bu etkinlikleri deneyimlemek çok farklı çoook… Çıktıktan sonra deneyimlerimizi paylaşabileceğimiz bilgisayarlar vardı. Orada yazdıklarım aşağı yukarı şöyle bir şeydi :

Buraya girmeden önce içerisinin güvenliği konusunda garanti verilmesine rağmen karanlığa ilk girdiğimde çok ürkmüştüm. Sağolsun İlhan abinin rehberliği ile çok hoş geçen 1,5 saat yaşadık. Şu an anlıyorum ki bu deneyimden önce, görmeyen insanların gerçek hayatta yaşadıkları zorluklara dair neredeyse hiçbir fikrim yokmuş.

Kesinlikle tavsiye ederim. Gidin!

Jimi Hendrix’in öldüğü yaştayım!

2014
01.11

Her yeni yılla birlikte insan gözden geçirir ya kendi hayatını, hatta yeni bir ‘yapılacaklar listesi’ yapar kendine,  aynından ben de yaptım işte…

Erken yaşta öleceğim konusunda neredeyse takıntılı durumdayım. Nedenini bilemiyorum. Bu konuda bir yerle anlaşma yapmışlığım da yok. Neyse bakalım olduğu zaman, ‘demişti’ dersiniz.

Şimdi ölsem, meşhur bir müzisyen olmadığımdan 27 Club‘a da almazlar. Henüz yaptığım kayda değer bir çalışmam da yok. Hoş bu dünyada sonraları hatırlanmak gibi bir gayem de yok ya, neyse… Ancak birkaç sevenim ağlar. Ve ardımdan ne insanlar geçer bu dünyadan, asla tanıyamayacağım…

Aslında bu yazının başlığını ‘Abel‘in öldüğü yaştayım’ diye atmayı isterdim ama kendisi 1 yaş daha genç öldüğü içün… Azıcık daha uzun yaşasaydı, en az Newton, Gauss ya da Galileo kadar başarılı bir bilim insanı olurdu. En çok o adama ve de Ramanujan‘a üzülürüm matematikçiler arasında. Gencecik yaşta ölmüş, zeka küpü beyinler… Haaa bir de Galois vardı 21′inde ölen. O biraz b.k yoluna gitti. Öleceğini bile bile sevdiği kadının nişanlısının davet ettiği düelloya gitmiş. Yazık oldu ona da.

Bak nerden, nereye geldim. Özetle, yeni yılla birlikte biraz daha az umutluyum bu dünyada. Ölümüme ise bir o kadar daha yakın…